Kıyı…

Process

Press

Campaign Türkiye ile Söyleşi

Kariyerine akademik olarak devam eden Güliz Korkmaz ile iş hayatının yanında tutkuyla sarıldığı seramik sanatını konuştuk.
Kimileri koşar kimileri bir enstrümana gönül verir, bazıları da çamurla haşır neşir olur. ODTÜ’de araştırma görevlisi olarak çalışan 16 yıldan uzun bir süredir ODTÜ Mimarlık Fakültesi’nin yayınlarını basıma hazırlayıp kitapların ve fakülte dergisinin tasarımını yapan Güliz Korkmaz da kendini seramik sanatına adayanlardan. Bir yandan çeviriler, işler derken bir yandan da bambaşka şekiller ve renkler verdiği çamurlarıyla karşımıza çıkıyor. Şimdiye kadar İstanbul’da Nefes, Ankara’da İz ve Es ismini verdiği üç kişisel sergi açan Korkmaz, kendi atölyesini açtığından beri dekoratif ürünler ve takılar da üretiyor. Tutkuyla bahsettiği seramik uğraşını kendisinden dinliyoruz.
Kamer Yılmaz Neden seramik? Daha önce resim ve fotoğraf sanatı ile de uğraşmışken, bu iki alanı değil de seramik sanatını tercih ettiniz?
Güliz Korkmaz Her zaman bir şey üretme merakım oldu. Küçüklüğümden beri farklı malzemelerle haşır neşir olup elime geçirebildiklerimle denemeler yapardım. Resim ve fotoğrafla uğraşmam da bu kapsamdaydı. Resimde biraz daha derine dalıp yüksek lisans bile yaptım. Ama nedenini bilmiyorum, seramikte malzeme beni öyle bir yakaladı ki, hiç bırakamadım. Herhalde bazıları için böyle oluyor, denerken tam da istediğiniz bir şey yakaladığınız anda işin rengi değişiyor. Elbette bu demek değil ki başka bir malzemeyle asla çalışmam. Bu üretimin doğasına aykırı. Yapmak istediğiniz şey ne gerektiriyorsa onu arıyorsunuz mutlaka. Fakat çamurla çalışmanın benim için bambaşka bir heyecanı olduğunu da inkar edemem. Birden diğer uğraşların yerini aldı.
Kamer Yılmaz Nasıl bir süreç geçiriyorsunuz üretirken? Sporla uğraşanlarda disiplinli bir antrenman süreci var ancak bu tarafta da bambaşka bir alan var… 
Güliz Korkmaz Süreçten bahsedince doğal olarak sonuç düşünmüş oluyoruz ve yaptığım ürünler o sonuç oluyor elbette. Ama bir adım geriye gidince üretim süreci hiç bitmeyen, arada alınan ürünlerin de aslında sonuç değil de daha uzun bir sürecin parçaları haline geldiği bir durum oluyor. Zaten bu bitmeme hali, dinamik durum bu kadar keyifli hale getiriyor. Bu iş tamamen süreç aslında, sürekli kafanda dönen bir şey. Kafanın içinde de sürekli bir üretim, sorgulama sürüyor, atölyede düşündüğün bir şeyi fiilen ortaya koymaya çalıştığında da başka bir süreç başlıyor. Sürekliliği sağlamak için de aslında disiplin gerekiyor. İnsan doğal olarak kolayı seçmeye meyilli. Biraz kendini bırakıp ara vermeye kalkarsan yeniden adapte olmak çok zaman alıyor. O yüzden zor geldiği dönemlerde bile kendimi düzenli çalışma temposunu kaybetmemek için zorluyorum. Disiplin o anlamda yaratıcı süreçler için de önemli diye düşünüyorum. Sürekli üretmeye çalışmak, işi kafanda sıcak tutmak önemli.
Kamer Yılmaz O halde sürekli bir şeyler düşünme, üretmeye çalışma hali nasıl devam ediyor?
Güliz Korkmaz Mesela bir süredir kendi kendime çizimler yapıyordum, rastgele, orada burada. Bir hedefim yoktu onları yaparken. Sonra tabaklar yapmaya başladığımda bu çizimleri kullandım. Şimdi bunlar ufak panolar oldu. Kuru ağaçlar, otlar vs. yapıyorum ama neden yapıyorum, özellikle onları neden çiziyorum bilmiyorum. Uzun zamandır resim de yapmıyordum üstelik. Onları yaptıktan sonra ağaçlara, dallara bakmış olduğumu fark ettim. Halbuki meraklısı bile değilim; bir ağacı diğerinden ayırt edemem ama bir şekilde beni etkileyen şeyler çıktı ortaya. Bazı şeyler kendiliğinden geliyor. Aslında desenler yapmak istiyordum, tamamen soyut şeyler çizmeyi düşünüyordum ama bir baktım onlar ağaç oldu, yaprak oldu. Her şey çok kontrollü ilerlemiyor benim açımdan en azından. O yüzden ben bu tür işlerle uğraşan herkesin kendini anlatabildiği düşüncesinde değilim. Aslında sen o anda sadece bir şey yapmanın yolunu arıyorsun; gözünün önüne gelen, kafana takılan, saplantı haline gelen, yapman gerektiğini hissettiğin ve sonunda da bazı formlar çıkıyor. Anlam çok net değil hiçbir zaman. Sen kendi içinden ortaya çıkması gereken bir iz ortaya çıkarıyorsun ve o iz bazen ona bakan bir başkasında bir yere denk düşüyor. O zaman da o insan yaptığın şeyden etkileniyor, onunla bağ kuruyor. Ona sahip olmak, onu görmek istiyor. Bir etki peşinde koşuyorsun ama farkında olarak yapılan bir şey değil bu. Bir an “oldu” diyorsun sonra “bir de bunu böyle denemeliyim” diyorsun ve bitmiyor, yaptıkların evriliyor. Zaten o kısmı keyifli. Nokta koymuyorsun hiç.
Kamer Yılmaz Hem iş hayatınıza hem de seramik için nasıl vakit ayırıyorsunuz? Üstelik artık bir atölyeniz de var…
Güliz Korkmaz Atölyem olmadan önce ODTÜ’de Ödül Işıtman’ın seramik atölyesinde çalışıyordum. Öğle tatillerimde ve fırsat bulduğum her an gitmeye çalışıyordum. Hatta sergilenen işlerimi de orada hocamın desteğiyle ürettim. Yaklaşık iki senedir kendi atölyem olduğundan beri hafta sonlarımı neredeyse tamamen atölyeye ayırıyorum. Hafta içi de bazen öğlenleri, bazen de iş çıkışı uğruyorum. Bazen sabah erkenden işe gitmeden bile uğradığım durumlar oluyor. Atölyemin iş yerime oldukça yakın olması avantaj oluyor. Eşim çok destek oluyor, yoksa bu kadar zaman alan bir şeyi tek başına yürütmek, hele de küçük bir çocuğum varken olanaksız olurdu. Bazen oğlum da hafta sonu yanıma geliyor. Bazen de ufak tefek şeyler için eve bile yanımda malzeme götürdüğüm oluyor. Ya da evde çizim yaptığım durumlar olabiliyor. Ara sıra dinlenme ihtiyacı duyduğum dönemler olmuyor değil. Çünkü fiziksel anlamda da yorucu bir uğraş aslında seramik. Ama hafta sonu gün içinde atölyeye gidip pek çok iş yapıp, akşam da evde ailemle vakit geçirebiliyorum. Hatta şimdi yeni bir kitap çevirisine bile başladım. Kendi atölyem olduktan sonra fark ettiğim en önemli şeyler aslında insanın sandığından çok daha fazla vakti olduğu ve fiziksel kapasitesinin düşündüğünden çok daha fazla olduğuydu.
Kamer Yılmaz “İşler çok yoğun, hiç zamanım yok” diyenlere neler önerirsiniz? Vakit ayırabilmeyi siz hem de çalışan bir anne olarak nasıl başarıyorsunuz?
Güliz Korkmaz  Demin de dediğim gibi aslında sandığımızdan çok daha fazla zamanımız var ve bir şekilde geçiriyoruz. Bunu sevdiğimiz bir şeye yönlendirdiğimizde hem değerleniyor, hem de hayat farklı bir anlam kazanıyor. Elbette herkesin kendi şartları farklıdır. Çalışma koşulları çok yıpratıcı olan insanlar açısından ahkam kesmek istemem. Kimse için bir genelleme yapılamaz. Ama ben seramiği o kadar sevdim ve bir şeyler üretme isteğim o kadar yoğundu ki öyle ya da böyle onu hayatımın orta yerine koymak istedim. Bunun için biraz konfordan feragat etmek gerekiyor belki de. Buna ihtiyaç duymak gerekiyor ya da.
Kamer Yılmaz Seramiğe başlamak isteyenlere neler önerirsiniz?
Güliz Korkmaz Denesinler elbette. Artık pek çok yerde seramik kursları var. Üstelik seramik çok geniş olanakları olan bir alan. Ne yapmak istediğinize bağlı olarak çamurla ortaya çıkarılabilecek şeylerin, yöntemlerin ucu bucağı yok gibi bir şey. Bir şey üretmek isteyen herkes denesin, seramik değilse de başka bir malzeme. Üretme ihtiyacının karşılanması, sürekli yeni şeyler peşinde koşmak ve yaşamına bu tür bir dinamizmi katmak harika bir şey. Kimsenin ya da hiçbir bahanenin durdurmasına izin vermesinler.

Bu yazı ilk olarak Campaign Türkiye Nisan 2017 sayısında yayınlanmıştır.

AnkaraLife’ta Güliz Korkmaz

EMEK VE TUTKUNUN SOYUT YANSIMALARINDA GÜLİZ KORKMAZ           

“Güliz Korkmaz, akademik yaşamı içinde sanatı çok yönlülüğü ile yaşam tarzı haline getirmiş bir çalışma ve üretme tutkunu.. Orta Doğu Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü’nden mezun olduktan sonra, Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nde tamamladığı yüksek lisansının ardından yine ODTÜ’ de, kendi bölümünde 2007 ‘de doktorasını tamamlıyor. Dinmeyen heyecanı, enerjisi, arayışları, sorgulamaları ile öğrenen ve öğreten kimliklerini seramik sanatı ile birlikte durmaksızın  yaşıyor… O’nu atölyesinde seramiklerinin, maketlerinin, eskizlerinin, kitaplarının arasında toprakla bütünleşmiş ve tutkulu bir tempoda çalışırken buldum..”

S.S- Akademik ve sanat  yaşam öykünüzü sizden dinleyebilir miyiz?
G.K.T.- Sanata hep ilgi duydum, ama üniversiteye gelene kadar hep kendi kendime bir şeyler yapmaya çalıştım. Mimarlık fakültesine girmem de kısmen bu ilgimle bağlantılıdır. Öğrencilik yıllarımda ODTÜ’de Güzel Sanatlar Bölümü’nün verdiği dersleri alabilmek benim için çok önemli bir olanak oldu. Çok özel, yaşamımı zenginleştiren insanlarla çalışmamı sağladı. Özellikle Tansel Türkdoğan’dan aldığım resim dersleri, bir dönem Mehmet Yılmaz’la heykel atölyesinde çalışma fırsatı ve ikisinin bana verdiği cesaret, beni resim bölümünde yüksek lisans yapmaya yönlendirdi. Bu dönemde Hacettepe Üniversitesi’nde çok değerli hocalarla çalışmış olmanın bana katkısının büyük olduğunu düşünüyorum. Yüksek lisans sırasında, mezunu olduğum ODTÜ Mimarlık Fakültesi’nin yayınlarını basıma hazırlamak üzere işe girdim. Halen kitapların ve Fakülte dergisinin tasarımlarını yapıyorum. ODTÜ Güzel Sanatlar sayesinde tanıdığım Mehmet Yılmaz hocam aracılığıyla sanat alanında iki kitap çevirisi yapma şansım oldu (Sanat, Tasarım ve Görsel Kültür, Malcolm Barnard, 2002 ve Sanat Felsefesi: Çağdaş Bir Giriş, Noel Carroll, 2012). Ütopya Yayınevi için yaptığım iki çevirinin editörü de Mehmet Yılmaz’dır. Sevdiğim bir alanda Türkçe yazına katkıda bulunabilme fırsatı olması bakımından bu çevirileri yapmış olmaktan çok mutluyum. 
Mimarlık Fakültesi’nde yürüttüğüm doktora çalışmam sırasında ve sonrasında yine lisansta gittiğim seramik atölyesine devam edebilmiş olmak ise hayatımın en güzel fırsatıdır. Çok severek çalıştığım seramik hakkında bana bildiğim her şeyi hocam Ödül Işıtman öğretti. Değerli bir sanatçı, çok iyi bir usta ve vizyon sahibi bir eğitmendir. Ayrıca yıllar içinde o atölyede yan yana çalıştığım farklı alanlardan gelen birçok öğrenci ve aralarından edindiğim bana hep destek veren dostlarımın da kazandırdıkları var mutlaka.

S.S- Bu çok yönlülük içinde yaşamınızda en mutlu olduğunuz alanı sormak istiyorum.
Seramik yaşamımın bir parçası olduğundan bu yana, yoğun olarak da son 5 yıldır üretmediğim bir dönem olmadı. Bütün zorlukları, iniş çıkışlarıyla ürünün kendisi bir yana üretim sürecinden öyle büyük bir keyif aldım ki… Aynı anda birkaç çalışmayı bir arada götürmek, birini yaparken başkalarını tasarlamak şeklinde giden çok verimli ve öğretici bir dönemdi benim için. Seramiği böyle bir hevesle yapıyorum. Yaklaşık bir buçuk yıl kadar önce artık çalışmalarım sayıca çok arttığında geriye dönüp ne yapmışım diye bakmak için ilk kez durdum. O noktada işlerimin fotoğraflarını çektim, internet sayfamı  (gulizkt.com) hazırladım. Sonrasında da ilk sergimi açtım. O ana kadar çok hızlı ve dolu dolu geçen bir süreçti, öyle de devam ediyor.

S.S-Seramik sanatında duayen, Toprağın Erki olarak tanınan hocamız Prof. Hamiye Çolakoğlu ile yıllar önce Ankara Life Dergisi için yaptığım söyleşiden beri, bu sanatta yaratım süreci beni  hep büyülemiştir. İnsan beyninin, ruhunun elleriyle koordinasyonu ile her eserin baştan sona ayrı bir öykü taşıdığını düşünürüm. Sizin çalışma tarzınızdan biraz söz edebilir misiniz?
G.K.T- Hamiye Hoca benim hocamın da hocasıymış. Kendisinden sıkça söz eder, ne kadar özel bir sanatçı ve eğitimci olduğunu anlatır. Sizin de belirttiğiniz gibi şüphesiz bu alanın en önemli isimlerinden biridir.
Seramik benim için soyuttur. Doğaldır ki sanat alanında yapılan herhangi üretimin nasıl olduğu kişinin doğrudan kendisiyle ilgili. Kendime bile tarif edemediğim, başka bir şekilde zaten ifadesi olmayan, kafamın içinde oluşmuş bir biçimi çamurda ortaya çıkarmaya çalışmak, benim açımdan bu işin doğasının soyut olduğunu söylüyor. Altta yatan bir öyküsü, göndermesi olsa da yapan kişi olarak benim için bile her zaman çok belirgin, su yüzüne çıkmış değil. Başka şekilde somutlaştırmamın olanağı olmayan bir şeyi, duyguyu, durumu her türlü bilinen göndermeden bağımsız bir biçim olarak ortaya koyduğumda ve sürekli olarak ürettiğimde her şey daha anlamlı hale geliyor bana göre. Sözcüklerle anlatmayı başarabildiğimden emin değilim, o nedenle seramik yapmayı sürdürmem daha isabetli herhalde.

S.S-Yaratım sürecinizden bahseder misiniz? Maketlerinizin her biri ayrı bir eser gibi geliyor bana, sadece eskiz amacıyla mı çalışıyorsunuz?
G.K.T-Aslında çoğu zaman iş kafamda bir taslak olarak beliriyor, ancak onu ya çizerek ya da maket yaparak çözümlemek gerekebiliyor. Maket yapmak, işin kendisini bitirmiş olmak anlamına da gelebiliyor bazı durumlarda. Makette o an benim için tatmin edici bir sonuç varsa onu hangi ölçekte büyüteceğimi düşünerek son form için uygulamasını yapmak kalıyor geriye. Çünkü seramik aslında bir inşa etme işi. İçi boş bir formu üretmek, özellikle büyük boy çalışmalarda ciddi bir çaba gerektiriyor. İşin o kısmında teknik ve ustalık devreye giriyor ki, atölyedeki eğitimimin bu anlamda da çok zenginleştirici olduğunu belirtmeliyim.
Bazı işler de maket olmadan üretiliyor. Aslında işin kendisi denemeler yapılarak ortaya çıkıyor. Benim özellikle duvar panolarım tamamen çok fazla deneme ve çok fazla yanılmanın sonunda ortaya çıkan ürünler. Bazı üç boyutlu formlar da öyle elbette.

S.S- ODTÜ Kütüphanesi Firuzan Olşen Sergi Salonu’nda izlediğim serginiz beni çok etkilemişti, yeni bir sergi projeniz ya da hazırlığınız var mı?
G.K.T- ODTÜ Kütüphanesi’nde kısıtlı bir zaman içinde kurumumun sağladığı olanaklar ve kendi çabamızla bir sergi yapmıştım Mart 2014’te. Çabamız diyorum, çünkü başta hocam olmak üzere ailem ve birçok arkadaşım bana büyük destek verdi. İlk sergi için bu desteğin ne anlama geldiğini kendi adıma çok iyi biliyorum. Hepsine bir kez daha teşekkür ederim. Galeride olması da bambaşka olur elbette, ama o ilk sergi hem kendi okulum ve çalıştığım kurumda olması, hem de kampüste izlenebilmesi açısından çok özel oldu benim için. Beni çok mutlu eden bir ilgi de gördü.
Bundan sonra 20 Şubat-05 Mart 2015’te Ankara’da Fırça Sanat Galerisi’nde bir kişisel sergim olacak. Yine Nisan 2015’te İstanbul’da bir başka serginin de hazırlığı içindeyim. Bunlarla ilgili gelişmeleri hem internet sayfamdaki (gulizkt.com) bloğumdan, hem de seramiklerimle ilgili paylaşımlarda bulunduğum facebook sayfam https://www.facebook.com/gulizkorkmaztirkes üzerinden duyuruyorum.

S.S- Bu güzel söyleşi için teşekkürler.
G.K.T- İlginiz için ben de çok teşekkür ederim.